Balıklıgöl’de Tarih Yeniden Konuşuyor | Urfam Haber | Şanlıurfa'nın Haber Sitesi
SON DAKİKA

Balıklıgöl’de Tarih Yeniden Konuşuyor

Şanlıurfa’da doğup büyüyen, bu şehrin sokaklarında yıllarını geçiren insanlar için Balıklıgöl’ün yeri başkadır.

Bu haber 27 Eylül 2026 - 19:50 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Burası yalnızca turistlerin fotoğraf çektirdiği, insanların dua etmek veya birkaç saat geçirmek için uğradığı tarihi bir alan değildir. Balıklıgöl, Urfa’nın hafızasıdır. Çocukluğumuzdan bugüne taşıdığımız görüntülerin, hikâyelerin, duaların ve hatıraların tam ortasında durur.

İşte tam da bu nedenle, tarihi Halilürrahman Platosu’nda yapılan yeni düzenlemeleri gezerken hissettiğim duygu yalnızca bir gazetecinin mesleki merakı değildi.

Şaşırdım.

Hem de yıllardır içinde yaşadığım bir şehirde, defalarca geçtiğim, bildiğimi düşündüğüm bir bölgede yeniden şaşırdım.

Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak’ın basın mensuplarına tanıttığı çalışmalar, Balıklıgöl’ün yalnızca fiziki görünümünü değiştiren düzenlemelerden ibaret değil. Asıl dikkat çekici tarafı, bu kadim alanın anlatma biçiminin değişmeye başlaması.

Çünkü bir şehri korumak, yalnızca taşını, duvarını ve sokağını korumakla mümkün değil.

O şehrin hikâyesini de gelecek kuşaklara doğru anlatmanız gerekiyor.

Balıklıgöl artık sadece bakılan değil, anlatan bir alan

Halilürrahman Platosu’nda yapılan düzenlemelerde benim açımdan en dikkat çekici unsur, Şanlıurfa’nın tarihinin farklı yönleriyle birlikte ele alınması oldu.

İnanç tarihi var.

Peygamberler tarihi var.

Bilim tarihi var.

Mimari miras var.

Ve bütün bunların yanında ziyaretçinin dinlenebileceği, soluklanabileceği sosyal alanlar var.

Yani Balıklıgöl, sadece “gör ve geç” anlayışından çıkarılıp “gör, dinle, öğren ve düşün” denilebilecek bir kültür alanına dönüştürülmeye çalışılıyor.

Özellikle Şanlıurfa’da yaşamış ilim insanlarının balmumu canlandırmalarını görmek benim için ayrıca anlamlıydı.

Çünkü Urfa denildiğinde çoğu zaman aklımıza ilk olarak peygamberler, Balıklıgöl, sıra gecesi, isot ve kadim taş evler geliyor.

Oysa bu şehir aynı zamanda ciddi bir ilim ve bilim birikimine de sahip.

Geçmişte bu topraklarda yaşayan insanların ortaya koyduğu bilimsel çalışmaların, buluşların ve düşünsel mirasın görsel canlandırmalar, maketler ve replikalarla ziyaretçiye aktarılması bu nedenle önemli.

Bir çocuğun karşısında balmumu bir tarihî şahsiyet görmesi, onun yaptığı çalışmayı bir maket üzerinden anlamaya çalışması, belki de ders kitaplarında okuyacağı bir bilgiyi ilk kez somut biçimde karşısında görmesi küçümsenecek bir şey değil.

Şehir hafızası biraz da böyle oluşur.

Peygamberler anlatımında dikkat çeken hassasiyet

Platodaki peygamberler bölümünde hazırlanan sinevizyon gösterimleri de özellikle dikkat çekiyor.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan ve peygamberlerden bahseden ayetlerin görsel anlatımlarla ziyaretçilere aktarılması, inanç turizmi açısından alanın anlatım gücünü artırıyor.

Burada önemli olan yalnızca görsel bir sunum hazırlanması değil.

Peygamberler şehri olarak anılan Şanlıurfa’nın bu kimliğinin doğru, ölçülü ve hassas bir anlatımla ziyaretçiye aktarılması.

Şanlıurfa’nın sahip olduğu inanç mirasının gelecek kuşaklara aktarılmasında en küçük bir ayrıntının dahi önem taşıdığı kanaatindeyim.

Çünkü bu şehirde tarih ile inanç birbirinden kolayca ayrılabilecek iki başlık değil.

İkisi iç içe geçmiş durumda.

Rasathane, bilim tarihinin sessiz tanığı

Halilürrahman Medresesi’nin rasathanesinde yapılan düzenlemeler de ayrıca üzerinde durulması gereken bir başka çalışma.

Bugünün teknolojisiyle geçmişin bilim dünyasını karşılaştırdığımızda insanın zihninde ister istemez şu soru beliriyor:

Bu insanlar yüzyıllar önce gökyüzünü nasıl gözlemliyordu?

Hangi yöntemleri kullanıyorlardı?

Hangi bilgi birikimine sahiptiler?

Şanlıurfa’nın geçmişine yalnızca taş binalar üzerinden bakmak yerine, o binaların içinde üretilen bilgiye de bakmamız gerekiyor.

Rasathane düzenlemesini bu açıdan değerli buluyorum.

Çünkü geçmişi sadece nostalji olarak değil, bilgi mirası olarak da okumamıza imkân veriyor.

Yenilenebilir enerjiyle tarihi dokuya yeni dokunuş

Balıklıgöl’de hayata geçirilen yenilenebilir enerji destekli aydınlatma projesi de günümüzün ihtiyaçlarıyla tarihi alanı buluşturan çalışmalar arasında.

Balıklıgöl geceleri de yaşayan bir mekân.

Dolayısıyla aydınlatmanın yalnızca estetik değil, kullanım ve enerji verimliliği açısından da ele alınması gerekiyor.

Burada esas mesele, teknolojinin tarihi dokunun önüne geçmemesi.

Tarihi alanlarda yapılan her yeni uygulamada olduğu gibi, modern ihtiyaçlarla kültürel miras arasında hassas bir denge kurulması şart.

Şimdilik ortaya çıkan tablo, bu dengenin gözetildiğini gösteriyor.

ŞURKAV Çarşısı’nda görüntü kirliliğine müdahale

Çalışmaların yalnızca yeni eserler ve görsel düzenlemelerden ibaret olmaması da önemli.

ŞURKAV Çarşısı’ndaki işgallerin ve tabela kirliliğinin giderilmesi, belki ilk bakışta diğer çalışmalar kadar dikkat çekmeyebilir.

Fakat bir tarihi alanın kimliğini belirleyen ayrıntılar çoğu zaman tam da bunlardır.

Bir tabelanın ölçüsü, bir dükkânın kaldırıma taşması, tarihi dokuya uymayan görüntüler…

Bunların her biri zaman içinde şehrin karakterini aşındırıyor.

Bu nedenle düzen ve estetik konusunda atılan adımların Balıklıgöl’ün bütünlüğü açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Kahve Evi ve yaşayan tarih

Plato içerisindeki Kahve Evi ise tarihi alanın yalnızca gezilen değil, içinde vakit geçirilen bir mekân olmasına katkı sağlıyor.

Tarihi alanları korumanın yollarından biri de onları hayatın dışına itmemek.

İnsanların oturabildiği, dinlenebildiği, sohbet edebildiği alanlar oluşturulduğunda tarihi mekânlar sadece geçmişin tanığı olmaktan çıkıp bugünün de bir parçası hâline geliyor.

Vali Hasan Şıldak’ın incelemeleri sırasında vatandaşlarla bir araya gelerek taleplerini dinlemesi de bu açıdan dikkat çekici bir görüntü oluşturdu.

Kurtuluş Müzesi de ayrıca görülmeli

Aslında bu yazının devamında Kurtuluş Müzesi’nden de uzun uzun söz etmek isterdim.

Gerçekten görülmeye değer bir çalışma ortaya çıkarılmış.

Ancak Balıklıgöl, Urfa Kültür ve Dijital, Rızvaniye Camisi içerisindeki düzenlemeleri görünce, bunların arada kaynamaması gerektiğini düşündüm.

Çünkü mesele artık yalnızca birkaç yeni düzenleme yapılması değil.

Şanlıurfa’nın kendi hikâyesini yeniden anlatmaya başlaması.

Yıllardır bu şehirde yaşayan biri olarak insanın bazen kendi evinin içindeki ayrıntıları bile fark etmediği olur.

Biz de belki Balıklıgöl’e o kadar alıştık ki onun taşıdığı değerin bazı bölümlerini görmezden gelmeye başladık.

Oysa bugün karşımıza çıkan tablo bize şunu hatırlatıyor:

Bu şehir, sandığımızdan çok daha büyük bir hikâyeye sahip.

Peygamberlerin izleri burada.

Âlimlerin ve ilim insanlarının hatırası burada.

Bilim tarihinin izleri burada.

Kültür burada.

Mimari burada.

Ve bütün bunların merkezinde, yüzyıllardır şehrin kalbi gibi atan Balıklıgöl var.

Benim için bu çalışmaları değerli kılan da tam olarak bu.

Şanlıurfa’nın tarihine yeni bir şey eklemekten çok, zaten sahip olduğumuz büyük mirası yeniden görünür hâle getirmek.

Ve yıllardır bu şehirde yaşayan bir Urfalı olarak söyleyebilirim:

İnsan bazen kendi şehrinde yeniden turist oluyor.

Ben de Balıklıgöl’de tam olarak bunu yaşadım.

Bildiklerimin arasında bilmediğim ne kadar çok şey olduğunu gördüm.

Şaşırdım.

Mutlu oldum.

Ve bir kez daha anladım ki Şanlıurfa’nın en büyük zenginliği yalnızca geçmişinin eskiliği değil; o geçmişin hâlâ anlatacak çok fazla hikâyesinin bulunmasıdır.