Azerbaycan’da başörtülü öğretmen ve öğrencilerin eğitim kurumlarına alınmadığı yönündeki iddialara tepki gösterdin. Sert ifadeler kullandın, yapay zekâyla hazırlanan görsellerle gündeme geldin. Sonrasında paylaşımlarını kaldırarak Azerbaycan devleti ve halkından özür diledin. Hakkında kırmızı bülten çıkarıldığı yönündeki iddialar da tartışmaya eklendi.
Elbette insan fikrini değiştirebilir, sözlerini yeniden değerlendirebilir. Özür dilemek de ayıp değildir. Ancak kamuoyunun merak ettiği bir konu var: İlk açıklamalarındaki sertlikle sonraki özürlerin arasındaki değişimin sebebi neydi?
Bunu en iyi sen bilirsin kardaş. Bizim işimiz niyet okumak değil, soruyu usulünce sormak.
Bizim Urfa’da mesele önce bir çay eşliğinde konuşulur
Bizim Urfa’da bir kahvehaneye oturduğunda memleket meselelerinin konuşulmadığı masa bulmak kolay değildir. Çaylar gelir, sohbet koyulaşır; herkes bildiği kadarını anlatır, bilmediğini de sorar.
Diyelim ki bir kardaş bir mesele hakkında oldukça sert konuştu. Birkaç gün sonra aynı konuda daha farklı bir açıklama yaptı. Masadakilerden biri çayını karıştırıp sakince sorar:
“Be kardaş, senin ilk söylediğin de kulağımızda, son söylediğin de. Arada ne oldu, bir anlat da biz de anlayalım.”
Ne suçlama var bu sözde ne de kırıcı bir ima. Yalnızca anlaşılmak istenen bir mesele var.
Celal kardaş, senin durumunda da kamuoyunun merakı biraz buna benziyor. İlk sözlerinle sonraki açıklamaların arasında bir mesafe bulunuyor. İnsanlar da bu değişimin nedenini anlamak istiyor.
Belki bazı ifadelerini yeniden değerlendirdin, belki sözlerinin farklı anlaşıldığını düşündün, belki de yaşanan gelişmeler üzerine yeni bir karar verdin. Bunların hangisinin etkili olduğunu bilmeden kesin konuşmak doğru olmaz.
Ama çıkıp anlatırsan, birçok soru da cevabını bulabilir.
Sözün sertliği değil, meselenin özü konuşulsun
Bizim Urfa’da esnafın da kendine göre bir sözü vardır. Müşteriyle bir anlaşmazlık yaşanır, sesler biraz yükselir; sonra taraflardan biri sakinleşip meseleyi tatlıya bağlamaya çalışır.
Kimse buna hemen kötü anlam yüklemez. İnsan bazen öfkeyle konuşur, sonra düşünür ve daha doğru bir yol bulduğuna inanır.
Fakat karşı taraf hâlâ ne olduğunu anlamadıysa, bir açıklama beklemesi de gayet doğaldır.
İşte burada özür dilemekle özrün nedenini anlatmak arasındaki fark ortaya çıkıyor. Özür, kırılan gönlü onarmanın bir yoludur. Açıklama ise yaşananların daha iyi anlaşılmasını sağlar.
Celal kardaş, kamuoyunun senden beklediği de belki budur: Hangi sözlerini yeniden değerlendirdiğini ve özür kararının gerekçesini açıkça anlatman.
Çünkü insanın fikrini değiştirmesi kadar, bu değişimi samimiyetle anlatabilmesi de kıymetlidir.
Başörtüsü meselesi gölgede kalmasın
Bütün bu tartışmaların arasında asıl konuyu unutmamak gerekiyor.
Başörtülü öğrencilerin eğitim hakkı, öğretmenlerin inançları nedeniyle ayrımcılığa uğrayıp uğramadığı ve din ve vicdan özgürlüğü, sosyal medya polemiklerinden daha önemli meselelerdir.
Azerbaycan’daki uygulamalara ilişkin iddiaların somut bilgilerle açıklığa kavuşturulması, varsa mağduriyetlerin ortaya konulması ve herkesin eğitim hakkının korunması gerekir.
Bir uygulamayı eleştirmek demokratik hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak eleştirinin dili de önemlidir. Bazen sözün sertliği, anlatılmak istenen meselenin önüne geçer; tartışma asıl konudan uzaklaşıp kişilerin açıklamalarına yönelir.
Hakkında kırmızı bülten çıkarıldığı yönündeki iddialar da doğrulanmış bilgiler ve hukuki süreç çerçevesinde değerlendirilmelidir. Böyle bir iddia tek başına suçluluk anlamına gelmez.
Ne peşinen suçlayalım ne de soru sormaktan vazgeçelim. Hem eleştiri hakkını hem de hukuki güvenceleri gözetelim.
Celal kardaş, söz de senin, açıklama da…
Şimdi sana düşen, bu değişimin nedenini kendi sözlerinle anlatmak.
İlk açıklamalarını yaparken neyi amaçladın? Sonrasında hangi noktaları yeniden değerlendirdin? Özür mesajlarınla kamuoyuna tam olarak ne söylemek istedin?
Bunları sakin ve samimi bir dille anlatman, tartışmanın daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlayabilir.
Kimse senden hiç yanılmamanı beklemiyor. İnsan düşünür, değerlendirir, gerektiğinde özür diler. Önemli olan, bütün bunları açıkça ifade edebilmesidir.
Bizim Urfa’da böyle durumlarda sözü uzatmadan, gönül kırmadan konuşmayı tercih ederler. Bir çay konur, taraflar birbirini dinler, mesele anlaşılmaya çalışılır. Herkesin aynı fikirde olması gerekmez; yeter ki birbirini anlamaya niyeti olsun.
Celal kardaş, belki senin de birkaç samimi cümlen, günlerdir konuşulan bu meseleye açıklık getirebilir.
Sözün özü: Mesele geri adım atmak değil, neden attığını anlatabilmektir.
Başörtüsü meselesi unutulmasın, hukuki süreçler kendi mecrasında ilerlesin, senin tutumundaki değişim de hakaretle değil, sorularla ve cevaplarla değerlendirilsin.
Ah Celal kardaş ah! Bizim Urfa’da bir sözün hatırı vardır, bir de gönül almanın. Bazen insanın kendini anlatması, tartışmayı büyütmekten çok daha fazla işe yarar.
Hele bir anlat kardaş; seni de dinleyelim, meseleyi de anlayalım.
